Reklam Alanı
Yapay Zeka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yapay Zeka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çin’in Shenzhen şehrinde 16.359 otobüs elektrikli hale getirildi



Çin, dünyada hava kirliliği ile en fazla başı dertte olan ülke. Ancak Çin hükümeti konuyu ciddiye alıyor ve yaptığı düzenleme ve müdahalelerle kirlilik seviyesini ciddi olarak aşağı çekmeye çalışıyor. Bunun son örneği de ülkedeki on binlerce fabrikanın, beklenenden fazla kirlilik yaratması sebebiyle geçici olarak kapatılması oldu.
Güvenlik müfettişleri, geçen yılki emisyon değerlerini aşarak kirliliğe sebep olan 80 binin üzerindeki fabrikayı geçici olarak kapattı bu, ülkede toplam fabrika sayısının aşağı yukarı %40’ına denk geliyor.
Bu hafta yapılan Çin Komünist Parti kongresinde metreküp başına düşen tehlikeli madde parçaçığı oranının 2035’e kadar 47 mikrogramdan 35 mikrograma düşürülmesi planı duyurdu.
Çin Çrevre Koruma Bakanı Li Ganjie “Bu, ulaşılması oldukça zor bir hedef ve büyük bir gayret göstererek bunu başarmamız gerekiyor” diyerek konuya olan yaklaşımlarını özetledi.
Çin’in hava kirliliği ile olan ciddi mücadelesinin başlangıcı 2013 tarihine dayanıyor. O tarihte Çin, 2017 sonuna kadar ülke havasını temizlemek ve ağır kirliliğe sebep olan endüstrilerdeki emisyon oranını %30’a kadar azaltmak amacıyla 10 maddelik bir önlem yayınlamıştı. Bu hedefe ulaşmak için Çin, son iki yılda enerji tesisleri ve fabrikaların emisyon yasalarını ihlal etmemesi için denetimlerini artırdı.
Çin’in daha temiz bir gökyüzüne kavuşması, güçlü ekonomik büyümesine zarar verebilir. Her ne kadar Çin hükümeti bunun aksini iddia ediyor olsa da. Ancak Çin’in havasının temizlenmesi aynı zamanda daha temiz su ve daha geniş bir ekolojik fayda olarak geri dönecek.
Çin’in, dünyanın lider ekonomik güçlerinden birisi olmasına ve bunu da muazzam üretim kapasitesine borçlu olmasına rağmen hava kirliliğine karşı bu şekilde mücadele etmelerinin altında vizyon, Çin Komünist Partisi yardımcı direktörü Yang Weimin’in New York Times’a yaptığı şu açıklama ile sanırım gayet iyi anlaşılabilir: “Halkımız geceleri yıldızları görebilecek ve kuş cıvıltılarını duyabilecek”.
Kaynaklar:

Çin, fabrikalarının %40’ını kirlilik sebebiyle geçici olarak kapattı



Çin, dünyada hava kirliliği ile en fazla başı dertte olan ülke. Ancak Çin hükümeti konuyu ciddiye alıyor ve yaptığı düzenleme ve müdahalelerle kirlilik seviyesini ciddi olarak aşağı çekmeye çalışıyor. Bunun son örneği de ülkedeki on binlerce fabrikanın, beklenenden fazla kirlilik yaratması sebebiyle geçici olarak kapatılması oldu.
Güvenlik müfettişleri, geçen yılki emisyon değerlerini aşarak kirliliğe sebep olan 80 binin üzerindeki fabrikayı geçici olarak kapattı bu, ülkede toplam fabrika sayısının aşağı yukarı %40’ına denk geliyor.
Bu hafta yapılan Çin Komünist Parti kongresinde metreküp başına düşen tehlikeli madde parçaçığı oranının 2035’e kadar 47 mikrogramdan 35 mikrograma düşürülmesi planı duyurdu.
Çin Çrevre Koruma Bakanı Li Ganjie “Bu, ulaşılması oldukça zor bir hedef ve büyük bir gayret göstererek bunu başarmamız gerekiyor” diyerek konuya olan yaklaşımlarını özetledi.
Çin’in hava kirliliği ile olan ciddi mücadelesinin başlangıcı 2013 tarihine dayanıyor. O tarihte Çin, 2017 sonuna kadar ülke havasını temizlemek ve ağır kirliliğe sebep olan endüstrilerdeki emisyon oranını %30’a kadar azaltmak amacıyla 10 maddelik bir önlem yayınlamıştı. Bu hedefe ulaşmak için Çin, son iki yılda enerji tesisleri ve fabrikaların emisyon yasalarını ihlal etmemesi için denetimlerini artırdı.
Çin’in daha temiz bir gökyüzüne kavuşması, güçlü ekonomik büyümesine zarar verebilir. Her ne kadar Çin hükümeti bunun aksini iddia ediyor olsa da. Ancak Çin’in havasının temizlenmesi aynı zamanda daha temiz su ve daha geniş bir ekolojik fayda olarak geri dönecek.
Çin’in, dünyanın lider ekonomik güçlerinden birisi olmasına ve bunu da muazzam üretim kapasitesine borçlu olmasına rağmen hava kirliliğine karşı bu şekilde mücadele etmelerinin altında vizyon, Çin Komünist Partisi yardımcı direktörü Yang Weimin’in New York Times’a yaptığı şu açıklama ile sanırım gayet iyi anlaşılabilir: “Halkımız geceleri yıldızları görebilecek ve kuş cıvıltılarını duyabilecek”.
Kaynaklar:

Sıcak suyun soğuk sudan daha hızlı



Suyunuzu daha hızlı dondurmak istiyorsanız, onu önce ısıtın. Bu tavsiye Mpemba etkisi olarak bilinen garip bir fizik fenomeni sayesinde gündemimize giriyor; bu konuda fizikçiler hâlâ kafalarını kaşımaya devam ediyorlar.
Eğer var ise – herkes bu konuda ikna olmuş değil – gözlem henüz tatmin edici bir açıklama ve kanıt kazanmadı. Ancak yeni bir çalışmaya göre bu durum değişecek, yalnızca bu etkinin bu güne kadar keşfedilememiş olmasının sebebi için değil, aynı zamanda bu garip fenomen için de açıklama getiriliyor.
Son çalışmalarında, İspanya’dan küçük bir araştırma grubu sorunu basitleştirmek için akışkanları teorik olarak elastik olmayan granüllerin bir topluluğu olarak tarif etti.
Karışık akışkan dinamiklerini blok benzeri bir yapıya indirgemek sistemin başlangıç koşullarına ince ayar yapma fırsatı kazandırıyor, böylece küçük parçacıkların oynaması ve kenarlara çarpmasının bir soğuma olayı olduğunu ve neticede donmanın gerçekleştiği anlaşılıyor.
Mpemba etkisinin gözlenmesi uzun bir tarihçeye sahip. Aristo Pontus Yunanlarının bu etkiyi gözlediklerini anlatıyor, İngiliz Francis Bacon ve ünlü Fransız filozof Rene Descartes de konu hakkında ufak tefek şeyler söylemiş.
1960’ların Tanzanya’sında yaşayan ve sabırsız bir okul öğrencisi olan Erasto Mpemba gözlenen bu etkiye adını vermiş ve araştırmacılar arasında bir dürtüyü başlatmış; yaptığı gözleme göre sıcak dondurması, daha önce dondurulmuş olan dondurmalardan daha hızlı donuyor.
Merakı konu hakkında bir çalışmaya ilham kaynağı olmuş ve henüz dinmiş gözükmeyen onlarca yıllık tartışmayı alevlendirmiş.
Konunun bir kısmı, bu etkinin son derece kaçak olmasından kaynaklanıyor. Bu konu hakkında yazılanlar arağmen, etki henüz kendini göstermiş değil.
Mantığın son derece dışında olması da bir sorun – neden soğuyan bir maddenin önceki sıcaklık geçmişi gelecekteki sıcaklık  değişiminde bir fark yaratsın ki?
Ancak bu durum bile birkaç öneride bulunan insanların ortaya çıkmasını engellememiş gözüküyor.
En çok spekülasyon, sıcak parçacıkların soğuk parçacıklara göre daha hızlı hareket etmesi etrafında dolaşıyor, böylelikle bir şekilde buharlaşma hızlarına etkide bulunuyor veya çabucak enerjiyi alıp giden konveksiyon akımlarını yükseltiyor.
Bu yılın başında, araştırmacılar suyun hidrojen bağlarının özelliklerinin bu etkiye neden olduğunu öne sürdü. Su moleküllerinden oluşan kümeler kullanarak suyun ilk sıcaklığı ile hangi moleküllerin buz kristali oluşturma kolaylığı arasında bir bağlantı olduğunu ortaya çıkardılar.
Soğuk suda bu bağ kırma enerjisi bulunmuyor, yani bu moleküller katı bir yapı oluşturmak üzere daha yavaş bir şekilde bir araya geliyor.
Ancak bu yeni çalışma ile bir adım daha atılıyor ve Mpemba etkisinin yalnızca su değil, pratikte herhangi bir akışkanın sıcaklık tarihçesinin bir özelliğği olabileceği ortaya konuyor.
Phys.org‘a konuşan, Extremadura Üniversitesi (İspanya) çalışanı Andrés Santos, şöyle diyor: “Çalışmamız Mpemba etkisinin akışkanın ilk hazırlanma şekline, başka bir deyişle önceki durumuna karşı çok hassas olduğunu gösteriyor”.
Araştırma söz konusu etkinin oluşturulması veya kırılması için gerekli tam etkilerin neler olduğundan bahsetmiyor olsa da, soğumadan önce parçacıkların hareketine bir şey etkide bulunursa akışkanın sıcaklığındaki değişim hızının belirgin ölçüde etkilendiğini gösteriyor.
Santos, şöyle diyor: “Elde ettiğimiz sonuçlara göre Mpemba etkisi genel ve dengeye bağlı olmayan bir durumdur ve sistemin ilk halini karakterize eden diğer fiziksel miktarlara bağladır”.
Başka bir deyişle, başlangıç sıcaklığındaki küçük bir artış teorik olarak bir akışkanın daha hızlı soğumasına neden olacak, sıcaklık dağılımının istatistik değerlendirmesine bağlı olarak bir sıcaklık düşmesine yol açabilir.
Model bu etkiye katkıda bulunan diğer yaklaşımları devre dışı bırakmıyor, çoklu etkiyi ortaya atan bir şey olursa onu da devreye alıyor.
Ayrıca değişkenler ne olursa olsun eşleştirmenin pratik olarak basit olacağına ilişkin bir garanti yok, bu sebeple etkinin yeniden oluşturulması da çok zor.
Şaşırtıcı bir şekilde, bu unsuru tersine düşünmek de mümkün – eşdeğer biçimde garip olan ters-Mpemba etkisinde daha soğuk akışkanların daha hızlı bir biçimde ısınması söz konusu oluyor.
Belli şartlar altında, buzlu suyun oda sıcaklığındaki suya karşı daha hızlı kaynama noktasına erişmesi mümkün olabilir mi?
Araştırmacılar, ileride yapacakları çalışmaların bir kısmında bu tahmini inceleyeceklerini söylüyorlar. Ama ellerini çabuk tutmaları lazım.
Çalışma Physical Review Letters isimli prestijli dergide yayınlandı.

Atom dünyasını tam renkli hale getirme



Bilim insanları, atomik kuvvet mikroskopu ile taranan verileri net renkli görüntülere dönüştürerek atom dünyasını görselleştirmenin yeni bir yolunu geliştirdiler. Alkol, yarı iletken ve kimyasal bileşiklerin kısa sürede gözlemlenmesine olanak tanıyan yeni geliştirilmiş yöntem, yüzeylerin ve cihazların araştırma ve geliştirilmesinde yaygın olarak kullanılma vaadinde bulunmaktadır.
Özel moleküller ve atomlar gördüğümüz ışık dalga boylarından çok daha küçüktür. Bu tür küçük yapıları görselleştirmek, genellikle atomların konumlarının siyah-beyaz gösterimini sağlayan özel araçlar gerektirir. Atomik kuvvet mikroskopları (AFM), yüzeyleri atomik ölçek seviyesinde incelemek için kullanılan en güçlü araçlardır. Bir yüzey üzerinde hareket eden bir nano-ölçekli uç, atomların fiziksel konumları hakkında her türlü bilgiyi vermekle kalmaz, aynı zamanda kimyasal özelliklerini ve davranışlarını da verir. Ancak, AFM sinyalleri işlendiğinde bu bilgilerin çoğu kaybedilir. Profesör Hideki Kawakatsu başkanlığındaki Tokyo Üniversitesi Endüstri Enstitüsü (IIS) merkezli  çalışan araştırmacılar AFM’leri çalıştırmanın ve  yapısal ile kimyasal bilgileri net, tam renkli görüntülere ayıklamak için verileri görselleştirmenin yeni bir yolunu buldular. Bu bulgular yakın zamanda  Applied Physics Letters dergisinde  yayınlandı.
Araştırma yayınının başyazarı ve LIMMS / CNRS-IIS doktora sonrası araştırmacı olan Pierre Etienne Allain  “AFM çok yönlü bir tekniktir ve AFM ucunu frekans eğrisinin dibine bağlama yaklaşımımız yüzeyden bilgi kaybetme riski taşımadan aynı zamanda ölçümler yapmamızı sağladı” dedi.
İnsanlar sıklıkla AFM ölçümlerini, yüzey ile etkileşime girdiği zaman titreşimlerindeki değişimleri ölçerken AFM ucu sabit bir yükseklikte tutarak gerçekleştirirler.  Alternatif olarak, titreşimlerin frekansı aynı kalacak şekilde AFM’yi yukarı ve aşağı hareket ettirmek de mümkündür. Her iki yaklaşım da avantajlıdır, ancak birinin çok zaman harcayabileceği ve diğeri de bilgi kaybına neden olabileceği için dezavantajlara sahiptir.
IIS liderliğindeki araştırmacılar AFM ucu hareket ettirmek ve veriyi dönüştürmek için bir yol geliştirdiler; böylece ucu, titreşim frekansının yüzey tarafından kuvvetli bir şekilde etkilendiği bir konumda yüzeyin üstünde kalacaktı.
Bu yaklaşımın bir diğer yararı, modelin araştırmacıların renkleri sırasıyla kırmızı, mavi ve yeşil olarak atadığı üç değişken üretmesidir; böylece tam-renkli görüntüler üretebilmektedir. Ayrıca, yöntemlerini bir silikon yüzeyinde başarıyla test ettiler.
Yapılan yayının ortak yazarlarından olan ve doktora sonrası araştırmacı olarak çalışan Denis Damiron “Görüntünün renkleri aynı ise, sinyallerin aynı atom ve çevreden geldiğini söyleyebiliriz. Bir yüzeyden karmaşık kimyasal ve fiziksel bilgileri temsil eden bu yeni yol, atomların hareketlerini ve davranışlarını eşi benzeri olmayan detaylarla incelememize izin verebilir” dedi.

Küresel Isınma varsa kışlar neden bu kadar soğuk geçiyor?





Dünya’nın iklimi günden güne ısınırken Amerika Birleşik Devletleri’nin ardı ardına dört dondurucu kış yaşaması, küresel ısınmayla ilgili çelişkieri ortaya çıkardı.
İklim ve hava bağıntılıdır fakat aynı şeyler değildir; hava saatler, günler ve haftalar içerisinde değişip farklılıklar gösterirken; iklimin değişmesi yıllar, hatta on yıllar alır. İkinci olarak, Amerika kıtası dünya yüzeyinin yalnızca küçük bir parçası. Birleşik Devletler’in büyük bir kısmında hava sıcaklığı azalsa da, dünyanın bambaşka yerlerinde aşırı derecede yüksek sıcaklıklar mevcut.
Aslında Kuzey Yarımküre’deki iklim değişikliği ve soğuk kışlar arasında bir bağlantı olası. Bu bağlantı, Arktik bölge. Kutuplar ekvatordan daha soğuk olduklarından; hava, kuzey ve güney arasındaki sıcaklıkları dengelemek için akım sağlıyor. Kuzey yarımkürede bu akım “jet akım” olarak adlandırılıyor. Dünyanın rotasyonu sebebiyle, gezegen döndükçe akış sağa gidiyor ve kutbun bir tarafına, dalga gibi akıyor. Kuzey yarımkürede jet akım sıcak havayı güneyden alarak, üzerine aktığı kuzey bölgelerde daha ılıman bir iklim sağlıyor.
Ancak Arktik Bölge dünyanın geri kalanına göre çok daha hızlı ısınıyor. 1990’ların ortalarından beri, kuzey yarımküredeki ılıman iklimlerin sıcaklığı yaklaşık üç katı arttı. Dolayısıyla kutuplar ve ekvator arasndaki fark azalıyor. Bu durumun jet akımı etkileyeceği ve akımın kuzey yarımküredeki ılıman etkisini değiştirebileceği öngörülüyor.
Rutgers Üniversitesi’nden Jennifer Francis’e göre, 90’ların ortalarından beri kuzey yarımkürede batıdan esen rüzgarların etkileri zayıflamış görünüyor. Akım duraksadıkça, dalgalanmalar daha belirgin hale gelerek yumuşak dalgalar daha büyük döngüler halinde oluşmaya başlıyor. Döngüler içerisinde, Artktik bağlantının sağladığı sıcaklığa rağmen, Amerika’da, özellikle de kuzey Sibirya Bölgesi’nde soğuk havanın alçak basınç alanları oluşuyor ve “kutupsal girdaplar” ile havayı soğutucu diğer modeller üretiyor.
Dr. Francis’in açıklaması tartışmalı görünüyor. Ekim 2014 ‘te Nature Geoscience adlı dergide yayınlanan bir makale, Arktik denizinin geri çekilmesi ile birlikte Avrupa ve Asya’da kışların çetin geçme olasılığını ikiye katladığını belirterek Francis’in fikirlerini destekliyor.
Colorado Üniversitesi’nden Elizabeth Bames gibi diğer araştırmacılar, jet akışı ile Arktik’teki değişimler arasındaki istatistiklerin bağlantısı hakkındaki kuşkuları artırdı. Bu da bilimsel tartışmaların devam edeceği anlamına geliyor.
Kaynak: economist.com

Küresel sıcaklık 2017’de zirveye ulaştı




NASA’nın Uzay Araştırmaları Merkezi’nden Goddard Enstitüsü (GISS) ve Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi (NOAA), küresel sıcaklık artış eğiliminin geçtiğimiz 2017 senesinde de sürdüğünü doğruladı.  Her iki organizasyon da rekor düzeyde 2017 senesinin, sırasıyla ikinci ve üçüncü en sıcak yıl olduğunu belirtti.  Organizasyonların ölçümlerine göre, sıralamalar farklılık gösterse de, mesaj açıkça belirgin: Dünya hızla ısınmaya devam ediyor.
Nitekim, her iki gruba göre şimdiye kadar kaydedilen en sıcak beş yıl, 2010’den bu yana 2017’de, El Niño olarak bilinin Güney salınımları olmaksızın yüksek sıcaklık değerlerine ulaştı.  Tipik olarak, El Niño atmosfer-okyanus olayı. İklimi küresel ölçekte etkileyen en önemli doğal süreçlerden biri. Pasifik okyanusuna yakın alize rüzgarları doğudan batıya sıcak okyanus sularını dünyanın diğer bölgelerine taşır. El Niño bu rüzgarları zayıflatarak, soğuk okyanus sularının taşınmadan ısınmasına ve küresel ortalama sıcaklıklarında kısa süreli bir artışa neden olmasını sağlar. Ters osilasyon, La Niña olarak adlandırılır ve daha soğuk sıcaklıklara neden olur.
El Niño, 2015 ve 2016 yılının bir bölümünde kendini gösteriyorken, 2017’de yalnız La Niña  gerçekleşti ve 2017 sıcaklık artış hızını etkileyemedi. NASA’nın açıkladığı gibi, El Niño ve La Niña’nın yokluğu, 2017 yılının en sıcak yıl rekorunu kırmasını tetikledi.
GISS Direktörü Gavin Schmidt NASA basınında yaptığı açıklamada: “Dünyanın herhangi bir yeri ortalama sıcaklıklardan daha soğuk olmasına rağmen, gezegen üzerindeki sıcaklıkların tamamı ,son 40 yılda gördüğümüz hızlı ısınma trendini sürdürüyor.” dedi.
Son Dönemin Etkileri
New York Times’a konuşan Berkeley Earth’ün (Dünya yüzey sıcaklık kayıtlarını yeniden analiz etmek için bir grup bilimadamı ekibi) araştırmacısı olan,  NASA ve NOAA ile aynı sonuca varan Zeke Hausfather (enerji sistemi analisti), 2018’in 2017 yılının izinde yer alacağını söyledi. 2017 senesinde neler yaşandığını göz önünde bulundurarak, muhtemelen bizi, daha fazla fırtına ve yoğun yağış beklediğini belirtti.
Yalnızca ABD’de olmak üzere, 2017 senesinde, küresel ısınma ve iklim değişikliğinden dolayı  16 ağır hava ve iklim koşulları olayı yaşandı. 2018’in, 2017 senesine benzer olmasını bekleyen tek kişi Hausfather değil. Dünya liderleri, aşırı değişken hava şartlarının bu yıl insanlığın başına gelebilecek en büyük tehditlerden biri olduğunun farkında ve bu durumdan dolayı, aşırı hava koşullarının ülkelerini nasıl etkileyebileceği konusunda önceden tahminlerde bulunulması konusunda çalışmalar yapıyorlar.
Kötü hava koşullarının ötesinde, rekor sıcak yazlık yerlerin 2030’dan sonra gelmesi bekleniyor ve 2040 senesine kadar atmosfere salınan gaz emisyonu yüzünden yüz milyonlarca insan ciddi zararlar görecek.
İnsanlar, 2018’in; 2017’den benzer veya daha kötü felaket getirdiğini öngörürse, iklim etkilerinden kaynaklanacak zararlara karşı hazırlıklı olmamız gerekiyor. Hiç kimse, -Tesla gibi şirketler yardıma hazır olsa bile-, Porto Riko’da gerçekleşen Maria Kasırga’sının getirdiği sonuçların konumunda olmak istemez, evet iklim değişikliklerine önlem almak, hazırlanmak çok fazla para ve zaman gerektirse de bu sürecin farkında olmak da önemli bir ilk adım olacaktır.
Kaynakça:
Merhaba, Tüm içerikler
http://www.bilim.org/ Sitesinden Alınmıştır. Bu Tema'yı indirmek için
İNDİR Butonuna Basınız.

Spam Değildir.