Reklam Alanı
Görsel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Görsel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çin’in Shenzhen şehrinde 16.359 otobüs elektrikli hale getirildi



Çin, dünyada hava kirliliği ile en fazla başı dertte olan ülke. Ancak Çin hükümeti konuyu ciddiye alıyor ve yaptığı düzenleme ve müdahalelerle kirlilik seviyesini ciddi olarak aşağı çekmeye çalışıyor. Bunun son örneği de ülkedeki on binlerce fabrikanın, beklenenden fazla kirlilik yaratması sebebiyle geçici olarak kapatılması oldu.
Güvenlik müfettişleri, geçen yılki emisyon değerlerini aşarak kirliliğe sebep olan 80 binin üzerindeki fabrikayı geçici olarak kapattı bu, ülkede toplam fabrika sayısının aşağı yukarı %40’ına denk geliyor.
Bu hafta yapılan Çin Komünist Parti kongresinde metreküp başına düşen tehlikeli madde parçaçığı oranının 2035’e kadar 47 mikrogramdan 35 mikrograma düşürülmesi planı duyurdu.
Çin Çrevre Koruma Bakanı Li Ganjie “Bu, ulaşılması oldukça zor bir hedef ve büyük bir gayret göstererek bunu başarmamız gerekiyor” diyerek konuya olan yaklaşımlarını özetledi.
Çin’in hava kirliliği ile olan ciddi mücadelesinin başlangıcı 2013 tarihine dayanıyor. O tarihte Çin, 2017 sonuna kadar ülke havasını temizlemek ve ağır kirliliğe sebep olan endüstrilerdeki emisyon oranını %30’a kadar azaltmak amacıyla 10 maddelik bir önlem yayınlamıştı. Bu hedefe ulaşmak için Çin, son iki yılda enerji tesisleri ve fabrikaların emisyon yasalarını ihlal etmemesi için denetimlerini artırdı.
Çin’in daha temiz bir gökyüzüne kavuşması, güçlü ekonomik büyümesine zarar verebilir. Her ne kadar Çin hükümeti bunun aksini iddia ediyor olsa da. Ancak Çin’in havasının temizlenmesi aynı zamanda daha temiz su ve daha geniş bir ekolojik fayda olarak geri dönecek.
Çin’in, dünyanın lider ekonomik güçlerinden birisi olmasına ve bunu da muazzam üretim kapasitesine borçlu olmasına rağmen hava kirliliğine karşı bu şekilde mücadele etmelerinin altında vizyon, Çin Komünist Partisi yardımcı direktörü Yang Weimin’in New York Times’a yaptığı şu açıklama ile sanırım gayet iyi anlaşılabilir: “Halkımız geceleri yıldızları görebilecek ve kuş cıvıltılarını duyabilecek”.
Kaynaklar:

Çin, fabrikalarının %40’ını kirlilik sebebiyle geçici olarak kapattı



Çin, dünyada hava kirliliği ile en fazla başı dertte olan ülke. Ancak Çin hükümeti konuyu ciddiye alıyor ve yaptığı düzenleme ve müdahalelerle kirlilik seviyesini ciddi olarak aşağı çekmeye çalışıyor. Bunun son örneği de ülkedeki on binlerce fabrikanın, beklenenden fazla kirlilik yaratması sebebiyle geçici olarak kapatılması oldu.
Güvenlik müfettişleri, geçen yılki emisyon değerlerini aşarak kirliliğe sebep olan 80 binin üzerindeki fabrikayı geçici olarak kapattı bu, ülkede toplam fabrika sayısının aşağı yukarı %40’ına denk geliyor.
Bu hafta yapılan Çin Komünist Parti kongresinde metreküp başına düşen tehlikeli madde parçaçığı oranının 2035’e kadar 47 mikrogramdan 35 mikrograma düşürülmesi planı duyurdu.
Çin Çrevre Koruma Bakanı Li Ganjie “Bu, ulaşılması oldukça zor bir hedef ve büyük bir gayret göstererek bunu başarmamız gerekiyor” diyerek konuya olan yaklaşımlarını özetledi.
Çin’in hava kirliliği ile olan ciddi mücadelesinin başlangıcı 2013 tarihine dayanıyor. O tarihte Çin, 2017 sonuna kadar ülke havasını temizlemek ve ağır kirliliğe sebep olan endüstrilerdeki emisyon oranını %30’a kadar azaltmak amacıyla 10 maddelik bir önlem yayınlamıştı. Bu hedefe ulaşmak için Çin, son iki yılda enerji tesisleri ve fabrikaların emisyon yasalarını ihlal etmemesi için denetimlerini artırdı.
Çin’in daha temiz bir gökyüzüne kavuşması, güçlü ekonomik büyümesine zarar verebilir. Her ne kadar Çin hükümeti bunun aksini iddia ediyor olsa da. Ancak Çin’in havasının temizlenmesi aynı zamanda daha temiz su ve daha geniş bir ekolojik fayda olarak geri dönecek.
Çin’in, dünyanın lider ekonomik güçlerinden birisi olmasına ve bunu da muazzam üretim kapasitesine borçlu olmasına rağmen hava kirliliğine karşı bu şekilde mücadele etmelerinin altında vizyon, Çin Komünist Partisi yardımcı direktörü Yang Weimin’in New York Times’a yaptığı şu açıklama ile sanırım gayet iyi anlaşılabilir: “Halkımız geceleri yıldızları görebilecek ve kuş cıvıltılarını duyabilecek”.
Kaynaklar:

Sıcak suyun soğuk sudan daha hızlı



Suyunuzu daha hızlı dondurmak istiyorsanız, onu önce ısıtın. Bu tavsiye Mpemba etkisi olarak bilinen garip bir fizik fenomeni sayesinde gündemimize giriyor; bu konuda fizikçiler hâlâ kafalarını kaşımaya devam ediyorlar.
Eğer var ise – herkes bu konuda ikna olmuş değil – gözlem henüz tatmin edici bir açıklama ve kanıt kazanmadı. Ancak yeni bir çalışmaya göre bu durum değişecek, yalnızca bu etkinin bu güne kadar keşfedilememiş olmasının sebebi için değil, aynı zamanda bu garip fenomen için de açıklama getiriliyor.
Son çalışmalarında, İspanya’dan küçük bir araştırma grubu sorunu basitleştirmek için akışkanları teorik olarak elastik olmayan granüllerin bir topluluğu olarak tarif etti.
Karışık akışkan dinamiklerini blok benzeri bir yapıya indirgemek sistemin başlangıç koşullarına ince ayar yapma fırsatı kazandırıyor, böylece küçük parçacıkların oynaması ve kenarlara çarpmasının bir soğuma olayı olduğunu ve neticede donmanın gerçekleştiği anlaşılıyor.
Mpemba etkisinin gözlenmesi uzun bir tarihçeye sahip. Aristo Pontus Yunanlarının bu etkiyi gözlediklerini anlatıyor, İngiliz Francis Bacon ve ünlü Fransız filozof Rene Descartes de konu hakkında ufak tefek şeyler söylemiş.
1960’ların Tanzanya’sında yaşayan ve sabırsız bir okul öğrencisi olan Erasto Mpemba gözlenen bu etkiye adını vermiş ve araştırmacılar arasında bir dürtüyü başlatmış; yaptığı gözleme göre sıcak dondurması, daha önce dondurulmuş olan dondurmalardan daha hızlı donuyor.
Merakı konu hakkında bir çalışmaya ilham kaynağı olmuş ve henüz dinmiş gözükmeyen onlarca yıllık tartışmayı alevlendirmiş.
Konunun bir kısmı, bu etkinin son derece kaçak olmasından kaynaklanıyor. Bu konu hakkında yazılanlar arağmen, etki henüz kendini göstermiş değil.
Mantığın son derece dışında olması da bir sorun – neden soğuyan bir maddenin önceki sıcaklık geçmişi gelecekteki sıcaklık  değişiminde bir fark yaratsın ki?
Ancak bu durum bile birkaç öneride bulunan insanların ortaya çıkmasını engellememiş gözüküyor.
En çok spekülasyon, sıcak parçacıkların soğuk parçacıklara göre daha hızlı hareket etmesi etrafında dolaşıyor, böylelikle bir şekilde buharlaşma hızlarına etkide bulunuyor veya çabucak enerjiyi alıp giden konveksiyon akımlarını yükseltiyor.
Bu yılın başında, araştırmacılar suyun hidrojen bağlarının özelliklerinin bu etkiye neden olduğunu öne sürdü. Su moleküllerinden oluşan kümeler kullanarak suyun ilk sıcaklığı ile hangi moleküllerin buz kristali oluşturma kolaylığı arasında bir bağlantı olduğunu ortaya çıkardılar.
Soğuk suda bu bağ kırma enerjisi bulunmuyor, yani bu moleküller katı bir yapı oluşturmak üzere daha yavaş bir şekilde bir araya geliyor.
Ancak bu yeni çalışma ile bir adım daha atılıyor ve Mpemba etkisinin yalnızca su değil, pratikte herhangi bir akışkanın sıcaklık tarihçesinin bir özelliğği olabileceği ortaya konuyor.
Phys.org‘a konuşan, Extremadura Üniversitesi (İspanya) çalışanı Andrés Santos, şöyle diyor: “Çalışmamız Mpemba etkisinin akışkanın ilk hazırlanma şekline, başka bir deyişle önceki durumuna karşı çok hassas olduğunu gösteriyor”.
Araştırma söz konusu etkinin oluşturulması veya kırılması için gerekli tam etkilerin neler olduğundan bahsetmiyor olsa da, soğumadan önce parçacıkların hareketine bir şey etkide bulunursa akışkanın sıcaklığındaki değişim hızının belirgin ölçüde etkilendiğini gösteriyor.
Santos, şöyle diyor: “Elde ettiğimiz sonuçlara göre Mpemba etkisi genel ve dengeye bağlı olmayan bir durumdur ve sistemin ilk halini karakterize eden diğer fiziksel miktarlara bağladır”.
Başka bir deyişle, başlangıç sıcaklığındaki küçük bir artış teorik olarak bir akışkanın daha hızlı soğumasına neden olacak, sıcaklık dağılımının istatistik değerlendirmesine bağlı olarak bir sıcaklık düşmesine yol açabilir.
Model bu etkiye katkıda bulunan diğer yaklaşımları devre dışı bırakmıyor, çoklu etkiyi ortaya atan bir şey olursa onu da devreye alıyor.
Ayrıca değişkenler ne olursa olsun eşleştirmenin pratik olarak basit olacağına ilişkin bir garanti yok, bu sebeple etkinin yeniden oluşturulması da çok zor.
Şaşırtıcı bir şekilde, bu unsuru tersine düşünmek de mümkün – eşdeğer biçimde garip olan ters-Mpemba etkisinde daha soğuk akışkanların daha hızlı bir biçimde ısınması söz konusu oluyor.
Belli şartlar altında, buzlu suyun oda sıcaklığındaki suya karşı daha hızlı kaynama noktasına erişmesi mümkün olabilir mi?
Araştırmacılar, ileride yapacakları çalışmaların bir kısmında bu tahmini inceleyeceklerini söylüyorlar. Ama ellerini çabuk tutmaları lazım.
Çalışma Physical Review Letters isimli prestijli dergide yayınlandı.

Google’ın yeni yapay zeka uygulaması AlphaGo kendi kendini geliştiriyor



Yapay zeka yazılımı olan AlphaGo, gezegenin en üstün yazılımlarından biri. Uzun süre önce en iyi oyuncuyu, bilinen bir strateji oyunu olan Go adlı eski Çin tahtasında oynanabilen zeka oyununda yenmesi ile gündeme geldiğini biliyorduk. Hatta bu özelliği ile bu yazılım “tanrısal” olarak nitelendiriliyor ve herkes tarafından büyük bir ilgi uyandırır duruma gelmişti. Fakat artık daha da müthiş bir durum söz konusu; o da kendisine rakip olacak yeni bir üst sürümü olan AlphaGo “zero”. Google’ın deepmind araştırmacıları, yapay zeka olan AlphaGo’ya bir üst  yeni sürümü olan AlphaGo-zero’nun evrimini ilan ettiler. Zero’nun öncüleri,  bu yeni yazılımda, bilgi için ihtiyaç olan unsuru ortadan kaldırdılar: İnsanlar.
Yani artık şu durum söz konusu; eski AlphaGo’da bazı hamleler için, programlar için yazılıma insanların öğretisi gerekiyordu. Fakat artık AlphaGo-zero da böyle bir durum söz konusu değil. İnsan öğretisine gerek kalmayarak kendi kendini yürütecek bir sistem ortaya çıkmış bulunmakta.
Geçtiğimiz sene ve bu sene içerisinde bütün AlphaGo’lar, Go oyununda binlerce insanın amatör ve profesyonelce oyunlarını, hamlelerini, yarışlarını izleyerek analiz etti ve bunu kendi programına kodlayabildi. Yani önceden bu yazılım bir şekilde bu stratejileri kendi kendine öğrenemiyor, ve belli bir veri akışını gözlemlemesi, kendine aktarması, sonra bu hamleleri kullanması gerekiyordu. Fakat AlphaGo-zero tamamen kendini yetiştirir durumda. Ve mesela bu Go oyununu yüzde yüz bağımsız deneyle öğrendi. Herhangi bir insan çabası gerekmeden, çok uzun bir gözlemleme zamanına ihtiyaç duymadan. Kendi altyapısında stratejileri sanki bir beyne sahipmiş gibi oyunu oynamayı, öğrenmeyi başarabildi.
Yeni bir çalışmada araştırmacılar, AlphaGo-zero’nun esrarengiz derece de özgüvenli olan zekasını, yeteneğini, şöyle rapor ettiler; geçtiğimiz son 100 Go oyunununda AlphaGo-zero’ya karşı AlphaGo’nun bir önceki sürümü tek bir galibiyet bile almadı.
Yani düşünelim, AlphaGo insanlar tarafından oyunun stratejik hamlelerini, analizlerini öğrenmesine rağmen, AlphaGo-zero bunların hiçbirini, -insan öğretisi olmadan- almadığı halde, sadece kendi stratejilerini kullanarak eski AlphaGo’yu tüm karşılaşmalarında yendi.
Daha da çarpıcı durum; bu durum AlphaGo-zero’nun sadece 3 günlük eğitimi ve kurulumu sonrası gerçekleşti. Yani AlphaGo gibi uzun uzun strateji öğrenimi, izlenimi, analizi gibi bir süreç geçirmeden, tüm oyunları yendi. Ki bu Go oyunununda üstün bir insan zekası gerektiriyor. AlphaGo-zero’nun hamleleri binlerce yıllık insan bilgisine eş değer tutuldu.
Ünlü bilgisayar bilimcisi Nick Hynes MIT, Gizmodo adlı bilim sitesine: “Bu kendi matematiğini icat eden yabancı bir medeniyet gibi.” dedi.
Ve şunları ekledi: “Bizim burada gördüğümüz model, tamamen insani tahminlerden, önyargılardan uzak kendi kendine bağımsız bir şey. En iyi optimal çözümü öğrenebilir, uygulayabilir, karar verebilir durumda. Ki bu durumda insani kararlarımızdan,  çok daha incelikli ve doğru bir tutum”
Kendi kendine oynama sürecinden 21 gün sonra;  Zero, bu sene Go oyununda dünya lideri olan Ke Jie’yi yenen ve AlphaGo (Master) olarak bilinen en güçlü AlphaGo’nun standardına geldi. Ve hatta bu AlphaGo’yu (Master) geçecek bir duruma geldi.
AlphaGo-zero’nun arkasındaki ekip ise, Zero’nun bağımsız olması durumundan başka; eski AlphaGo’ya göre tek bir sinirsel ağa sahip olduğunu -eski sürümler iki birleşme ağına sahip- ve daha gelişmiş eğitim simülasyonlarında bulunabileceğini söyledi.
Fakat Zero’nun bu karar hızlı ve müthiş bir atış yaparak bu kadar ilerlemesi – ki bu endişe verici- , Zero’nun;  bu karmaşık oyunu dışında, diğer alanlarda insanlardan daha akıllı ve daha yetenekli olduğu anlamına gelmiyor.
Sheffield Üniversitesi ‘nden  ünlü sinirbilimci Eleni Vasilaki, ünlü Guardian adlı haber sitesine : “AlphaGo , insanlar için şaşırtıcı derecede kolay ve anlaşılabilir gelen çoğu görevde başarısız oluyor. Mesela sadece yürüyüş, koşu, tekme gibi insanlar için basit olan hareketlere bakın, bir de robotlara, onlar için ne kadar karmaşık ve zorlayıcı.” dedi.
Evet bu doğru olabilir, fakat şuna sessiz kalamayız, şaşırtıcı derecede güçlü ve sentetik bir düşünce biçiminin doğuşuna şahit olduğumuz ortada.
İnsanın yapabileceği şeyi yapamayabilir, ancak yapamadığımız çoğu şeyi de kolayca yapabilir.
DeepMind’e göre; bu yetenekler, bir gün Zero’ya ve ileride kaçınılmaz olan varislerine, biyolojik mekanizmaların nasıl işlediğini, enerji tüketiminin nasıl azaltılabileceği veya yeni tür malzemelerin nasıl bir oluşumla bir araya gelebileceği gibi; çoğu hala insanlar tarafından çözülemeyen bilgiler konusunda yardımcı olabilecek.
Evet, gözüküyor ki;  parlak ve şaşırtıcı bir geleceğe hoşgeldik.
Kaynakça :

Atom dünyasını tam renkli hale getirme



Bilim insanları, atomik kuvvet mikroskopu ile taranan verileri net renkli görüntülere dönüştürerek atom dünyasını görselleştirmenin yeni bir yolunu geliştirdiler. Alkol, yarı iletken ve kimyasal bileşiklerin kısa sürede gözlemlenmesine olanak tanıyan yeni geliştirilmiş yöntem, yüzeylerin ve cihazların araştırma ve geliştirilmesinde yaygın olarak kullanılma vaadinde bulunmaktadır.
Özel moleküller ve atomlar gördüğümüz ışık dalga boylarından çok daha küçüktür. Bu tür küçük yapıları görselleştirmek, genellikle atomların konumlarının siyah-beyaz gösterimini sağlayan özel araçlar gerektirir. Atomik kuvvet mikroskopları (AFM), yüzeyleri atomik ölçek seviyesinde incelemek için kullanılan en güçlü araçlardır. Bir yüzey üzerinde hareket eden bir nano-ölçekli uç, atomların fiziksel konumları hakkında her türlü bilgiyi vermekle kalmaz, aynı zamanda kimyasal özelliklerini ve davranışlarını da verir. Ancak, AFM sinyalleri işlendiğinde bu bilgilerin çoğu kaybedilir. Profesör Hideki Kawakatsu başkanlığındaki Tokyo Üniversitesi Endüstri Enstitüsü (IIS) merkezli  çalışan araştırmacılar AFM’leri çalıştırmanın ve  yapısal ile kimyasal bilgileri net, tam renkli görüntülere ayıklamak için verileri görselleştirmenin yeni bir yolunu buldular. Bu bulgular yakın zamanda  Applied Physics Letters dergisinde  yayınlandı.
Araştırma yayınının başyazarı ve LIMMS / CNRS-IIS doktora sonrası araştırmacı olan Pierre Etienne Allain  “AFM çok yönlü bir tekniktir ve AFM ucunu frekans eğrisinin dibine bağlama yaklaşımımız yüzeyden bilgi kaybetme riski taşımadan aynı zamanda ölçümler yapmamızı sağladı” dedi.
İnsanlar sıklıkla AFM ölçümlerini, yüzey ile etkileşime girdiği zaman titreşimlerindeki değişimleri ölçerken AFM ucu sabit bir yükseklikte tutarak gerçekleştirirler.  Alternatif olarak, titreşimlerin frekansı aynı kalacak şekilde AFM’yi yukarı ve aşağı hareket ettirmek de mümkündür. Her iki yaklaşım da avantajlıdır, ancak birinin çok zaman harcayabileceği ve diğeri de bilgi kaybına neden olabileceği için dezavantajlara sahiptir.
IIS liderliğindeki araştırmacılar AFM ucu hareket ettirmek ve veriyi dönüştürmek için bir yol geliştirdiler; böylece ucu, titreşim frekansının yüzey tarafından kuvvetli bir şekilde etkilendiği bir konumda yüzeyin üstünde kalacaktı.
Bu yaklaşımın bir diğer yararı, modelin araştırmacıların renkleri sırasıyla kırmızı, mavi ve yeşil olarak atadığı üç değişken üretmesidir; böylece tam-renkli görüntüler üretebilmektedir. Ayrıca, yöntemlerini bir silikon yüzeyinde başarıyla test ettiler.
Yapılan yayının ortak yazarlarından olan ve doktora sonrası araştırmacı olarak çalışan Denis Damiron “Görüntünün renkleri aynı ise, sinyallerin aynı atom ve çevreden geldiğini söyleyebiliriz. Bir yüzeyden karmaşık kimyasal ve fiziksel bilgileri temsil eden bu yeni yol, atomların hareketlerini ve davranışlarını eşi benzeri olmayan detaylarla incelememize izin verebilir” dedi.

Dünya’nın enerji sistemlerini kökten değiştirmek için 363 yıla daha ihtiyaç var!




Bizler yenilenebilir enerjide bazı harika atılımlar görüyoruz, ancak sorunumuz, yavaş yavaş kullanımdan kaldırılacak çok miktarda yenilenemez enerji olması – son hesaplamalara göre biz bunu ihtiyacımız ölçüsünde hızlı bir şekilde değiştiremeyeceğiz.
Araştırmalara göre yıkıcı iklim değişikliğini engellemek amacıyla 2050 yılına kadar tam bir enerji bakımı ve gözden geçirmesi yapmalıyız, ancak şu andaki hızımıza göre bu işlem 30 değil 363 yıl sürecek.
Şu an itibariyle artık çok geç gibi gözüküyor, çünkü sıcaklıklar artıyor ve buzlar eriyor. Bunlar MIT Technology Review’den James Temple’ye konuşan, Washington DC’deki Carnegie Bilim Enstitüsü’nden Ken Caldeira’ya ait sözler. Calderia ve arkadaşları 2003 yılında ilk değerlendirmelerini yayınladı, ancak geçen 15 yılda hiç iyi bir noktaya gitmedik. Günde 1100 megawatt temiz enerji eklemenin yanı sıra, sadece 151 megawatt ortalama yapmış olduk. Bunun açıklaması, her gün yenilenebilir enerji ile güç sağlayan 125 bin evin katılması anlamına geliyor. Bu çok kötü değil, ancak çok daha fazlasına ihtiyacımız var.
Massachusetts’teki Harvard Üniversitesi’nden Daniel Schrag, MIT Technology Review‘e “Bu, şu anda durduğumuz yerden bir kuantum sıçraması anlamına geliyor” dedi.
İklim değişikliği sorununa tepkimizin ağır olmasının sebepleri çok ve çeşitli. Bütün bir gezegenin enerji ağını değiştirmek pahalı ve zaman alan bir süreç, bunun politika ve teknik açıdan zorluğundan bahsetmiyoruz bile.
Yarın fosil yakıtlardan enerji üretimini durdurmak çevresel bir bakış açısından mükemmel olurdu – ancak çok sayıda insan işsiz kalacak, çok sayıda şirket batacak ve rüzgâr esmediği ya da Güneş parlamadığı zaman çok sayıda alan enerjisiz kalacak. Başka bir deyişle, daha iyi enerji çözümlerine kaymak sorunlar yaratıyor.
Konunun bir kısmı, küresel ısınmanın çoğu etkisinin ertelenmiş olacağıdır: an itibariyle yükselen deniz seviyeleri, yaşanamayacak bölgeler ve kitlesel göçler yaşadık, gerekli değişiklikleri yapmak için çok geç kalmış durumdayız.
Schrag şöyle soruyor: “20 kat hızlandırmak mümkün mü? Evet, ancak insanların çelik, cam ve çimento cinsinden bunun ne olduğunu anladıklarını sanmıyorum.”
Ortalama olarak, insanlar ev faturalarına fazladan 5 dolar ödemeye tereddüt ediyor, son araştırmalara göre küresel ısınmayı tamamen çözmek için bile bu durum değişmiyor. Bu araştırmalar 15 yıl önce yürütüldüğü zaman, bu ekstra ödeme 10 dolar idi.
Biraz umut var: ısı üretiminin elektriğe çevrilmesi konusundaki son durumumuz (küresel enerji üretiminin yarısından fazlasına karşılık geliyor) Caldeira’ya göre hedeflerimize hiç olmazsa biraz daha yaklaşacağımıza yardım edecek gibi gözüküyor.
Bu sırada, dünyadaki hükümetler sorunun ciddiyeti konusunda uyanmış durumda. Fosil yakıtlar ve karbon dioksit üretimi üzerine oluşturulan yönetmelikler ve vergiler, ihtiyaç duyulan temiz enerjiye yapılmış yatırıma giden tek yol gibi gözüküyor.
Ayrıca gezegenin nasıl değiştiğini ve insan aktivitelerinin sıcaklık dengesi ve iklimi nasıl değiştirdiğini her an daha iyi anlıyoruz. Şu ana kadarki gayretlerimiz boşa çıkmış olsa bile, vazgeçmek bir seçenek değil.
2050’ye kadarki gerekli enerji hedeflerine erişme fırsatı kaçmış olabilir, ancak doğru yoldaki her bir adımımız – hükümet reformlarını süpürmek veya kişisel olarak küçük bir miktar bağışlamak – en kötü senaryolardan uzaklaşmak için bize yardımcı olacak.
Harvard’daki Daniel Schrag’ın mesajı da şu yönde: Görünüm sevimsiz olabilir, ancak bu gayretlerimizi iki katına çıkarmak için gerekli olan sebebi ortaya çıkarıyor, denemekten vazgeçmek için bir özür olamaz. “2050’yi kaçırırsanız, hâlâ 2060 2070 ve 2080 var” diyor.
Merhaba, Tüm içerikler
http://www.bilim.org/ Sitesinden Alınmıştır. Bu Tema'yı indirmek için
İNDİR Butonuna Basınız.

Spam Değildir.